1/12/2009
Yaaaaaaaa!

Okulumuz büyük ve kalabalıktı. Kaç öğrencimiz olduğunu şu an hatırlamıyorum. Ama galiba 70 öğretmendik. Öğretmenlerin tamamını tanıma şansım olmadı, daha doğrusu öyle bir gayretim de olmadı. Öğrenciler arasında olduğu gibi öğretmenler arasında da gruplar vardı. Teneffüs zili çaldı mı her öğretmen kendi grubunu bulur, teneffüsü geçirirdi. Ben de nasıl olduysa 3 kişilik bir gruba dâhil oldum. Hepsi neredeyse benimle yaşıt olduğu için uyum sıkıntısı yaşamadım. Kısa sürede ailecek görüşmeye başladık, hala daha da görüşüyoruz.
Sınıflarımız 30’ar 40’ar kişi olduğu için ders işlemek hayli zor ve yorucuydu. Teneffüs zili çaldığında kendimizi boğucu sınıf ortamından hemen açık havaya atıyorduk. Dışarıda banklar vardı. 10 dakika da olsa oturup dinlenmeye çalışıyorduk. Havalar soğuyunca ister istemez öğretmenler odasına kapandık.
Tabi, okulumuz büyük olduğu için zaman zaman disiplin sorunlarıyla da karşılaşıyorduk. Ufak tefek hırsızlıklar, kavgalar gündelik olaylar olmuştu, artık bizleri şaşırtmıyordu. Bir kış günüydü. Bütün öğretmenler, öğretmen odasına tıkışmıştık. Kimi gruplar TV seyrediyor, kimileri kendi aralarında sohbet ediyordu. Kimileri ise ortadaki büyük masanın etrafında boş boş oturuyordu. Aniden dışarıdan bir gümbürtü geldi, bir bağrış çığrış, ardından küfürler.. Evet, sık sık kavga dövüş oluyordu ama bu her zamankinden çok farklıydı. Hepimiz birden irkildik. Biz, arkadaşlarla, yani bizim grup, yerimizden kalkmak ile kalkmamak arasında tereddüt ettik. Gürültü yaklaştı yaklaştı, paldır küldür kapıdan içeri girdi ve odayı doldurdu. Okulumuzdaki adını bile bilmediğim öğretmenlerden bir tanesi, bir öğrencinin kulağından var gücüyle çekiyor çocuk acıdan yerlerde kıvranıyordu. Öğretmen avazı çıktığı kadar bağırarak öğrenciye hakaretler ediyor tekme ve tokat vurmaya çabalıyordu. Gözyaşları içerisindeki öğrenci ise kulağını bırakması için öğretmene yalvarıyordu. Kapıya yakın birkaç öğretmen öğrenciyi güçlükle adamın elinden aldı. O hengâmede öğretmenin adının Sami olduğunu öğrendim. Sami Bey inadına iri yarı idi, çocuksa sıska ve çelimsiz. Hocanın yüzü hırstan kıpkırmızı olmuş korkunç bir hal almıştı. Sami Hoca’nın elinden kurtulan öğrenci bir duvar dibine büzüldü, hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve kulağını tutuyordu. Biz kapıya çok uzak olduğumuz için olaya seyirci kalmıştık. Zaten bu anlattıklarım çok kısa bir sürede olup bitmişti. Sami Bey’in hırsı geçmiyordu. Üç dört kişi kendisini zor zapt ediyordu. Acaba bu öğrenci ne yaptı da öğretmen bu kadar sinirlendi? İlk şaşkınlığı atlatıp Sami Bey’e yaklaştım. Sami Bey gözlerini çocuğun üzerinden ayırmıyordu. O anı düşünürken gözümün önüne belgesellerde izlediğim avına saldırmak için fırsat kollayan aç bir kaplan geliyor. Merakımı yenemeyip:
-Hocam hayırdır kavga falan mı etti? dedim.
-Hayııııır! diye kükredi.
Bir başkası,
-Hocam size mi bir saygısızlık mı etti?
Bir başkası
-Kopya mı çekti?
-…..
-Hocam okulun malına mı zarar verdi
Sami bey duymuyordu. Göğsü körük gibi inip kalkıyor, büyük bir kinle köşeye çökmüş olan çocuğa bakıyordu. Ara sıra “hayır” anlamından başını sağa sola sallıyordu o kadar.
-Hocam kız öğrencilere karşı küfür falan?
-…
-Taciz?
-…
-Tecavüz?
-…
-Hocam, sigara mı içti?
-…
-Hocam, içki mi?
-…
-Uyuşturucu?
-…
-Uyuşturucu mu satıyor?
-…
-Silah mı getirmiş okula?
-…
-Haraç mı almış?
-…
-Hocam söylesenize ne yaptı?
-…
Hocanın gözleri öğrencinin üstünden bir an olsun ayrılmıyor. Öğrenciye baktıkça daha da hiddetleniyor. Ara ara öğrencinin işlediği suç aklına geliyor olmalı ki
-Bırakın öldürecem bunu bırakııııın..! diye haykırıyordu. Güçlükle sandalyeye oturttular
-Hocam ne yaptı söylesenize?
-….
-Birini mi yaraladı?
-…
-Birini mi öldürdü?
-…
-Size mi zarar verdi?
-..
-Ne yaptı hocam?
-..
-Bırakın öldüreceğim?
-…
-Bir yeri mi yaktı, yıktı?
-…
Hepimiz merak içerisindeydik. Ne yapmıştı, hocayı bu kadar sinirlendirecek? Aklımıza gelen bütün ihtimalleri söylüyorduk.
-Bomba mı attı okula?
-..
-Terörist mi?
-…
-Anarşist mi?
-…
-Ne bu canavar mı yahu?
-…
-Ne yaptı hocam?
Hoca tam sakinleşti cevap verecek derken birden yine kükredi. “Bırakıııın!” diye. Sami Hoca’yı tutanlar boş bulundu. Hoca, ellerinden kurtulup çocuğa bir iki yumrukla tekme savurdu, bereket, çocuk atik davranıp kendini geriye attı. Bir başka öğretmen çocuğu alıp dışarı kaçırdı. Çocuk gidince öğretmen bir süre daha derin derin nefes aldı. Yüzü hala kıpkırmızıydı, gözleri ateş saçıyordu. Su verdiler. Güçlükle sakinleştirip tekrar oturttular. Kravatını gevşetti.
Tekrar sorduk:
-Hocam ne yaptı bu çocuk? diye
-Olcak iş değil, dedi, nasıl cesaret eder buna, hem de okulda? Öldürmeliydim, cezası ne olursa olsun öldürmeliydim..
-Hocam ne yaptı?, diyoruz. Cevap vermek yerine “Öldürmeliydim” diyor. Meraktan biz öleceğiz. Yine ihtimalleri saydık
-İçki?
-Hayır
-Kumar?
-Hayır
-Uyuşturucu?
-Hayır
-Extasy?
-Hayır
-Adam yaralama,?
-Hayır
-Cinayet?
-Hayır
-Kapkaç?
-Hayır
-Çete kurma?
-Hayır
-Haraç?
-Hayır
Hepsine de “hayır” diyor
-Silah?
-Hayır
-Bıçak?
-Hayır
-Bomba? Daha önce söylediklerimizi tekrar tekrar söylüyoruz çünkü aklımıza başka bir şey gelmiyor. Ama o “Hayır, diyor, hayır! Daha da fena daha da kötüsü” Bir öğrenci daha fena daha kötü ne yapabilir?
-Terörist mi, anarşist mi?
-Yok diyor yok daha da kötüsü
-Hırsızlık mı? Haydutluk mu?
Çıldıracağım. En sonunda terbiyeyi bir tarafa bırakıp bayan öğretmenlere de aldırmadan:
-Pezevenk mi hocam dedim, kadın mı pazarlıyor?
-Yok yok dedi daha kötü.
-İ… mi hocam? dedim
-Yok dedi yok daha kötüsü.
La havle, daha kötü ne olur?
-Hocam ne yapmış söyle! dedim, daha kötü ne?
-Hocam.. dedi yutkunarak, bu alçak, bu şerefsiz var ya..
-Var, hocam var!
-Bu o…u çocuğu, bu pezevengin oğlu var ya..
-Var hocam, var. Ne yapmış?
-Ne yapmış biliyor musun hocam?
-Ne yapmış hocam?
-Ben yakalamasam kimbilir daha neler yapardı hocam..
-Ne yapmış hocam?
-Biraz önce buraya getirdiğim namussuz var ya, eşşoğlu eşek..
-Evet hocam ne yaptı o namussuz eşşoğlu eşek?
-Hocam bu var ya, aşağıda bizim kalorifer dairesi var ya?
-Evet hocam var. Oraya saatli bomba mı koydu?
-Yok hocam daha da kötü.
-Ne yaptı hocam bu orospu çocuğu söyle çatlatma insanı?
-Orada merdiven var, onun altında
-Evet hocam, ne bok yedi merdivenin altında?
-Daha ne yapsın hocam daha ne yapsın?
-Ne yapıyordu hocam?
-Namaz kılıyordu hocam namaz kılıyordu olacak iş mi hocam, namaz kılıyordu namaaaz! 21. yüzyılda, Atatürk Türkiye’sinde, laik Türkiye’de, cumhuriyet Türkiye’sinde hocam..
-Yaaaaaaaa! dedik.
************
Sadece uzun bir “yaaaaaaaaaaaaaaa”
Biliyorum bu “yaaaaaaaaaa” diyenlerin bazıları öğretmenin tavrına şaşırdı, bazıları öğrencinin yaptığına, AMA. AMA kaç tanesi?
Son birkaç hafta benim açımdan oldukça üretken geçti. Özellikle gündemdeki meşhur “belge” (bazıları hala daha kabul etmek istemese de) ile direk veya dolaylı yönden ilgili 4-5 tane yazı yazmışım. Söz konusu yazılarla bu süreçteki düşüncelerimi çeşitli yönlerden ifade etmeye çalıştım. Özellikle, bir kesimin belgeyi ikinci plana atmak ve hedef saptırmak adına, içeriği değil tali meseleleri (belgeyi gönderen subayın kimliğini, belgeyi gönderenin tek bir kişi mi yoksa kişiler mi olduğunu ve hala evet hala belgenin gerçek olup olmadığını vs.) gündeme taşıma çabaları beni derinden etkiledi ve farklı üslupla aynı temada iki yazı yazdım. Oysa konu tekrarından her zaman kaçınırım. Neyse sonuçta ortaya iki yazı çıktı. Bu yüzden eleştiriler de aldığım oldu. Fakat görünen o ki mesele, daha çok su değil, okyanus götürecek. Önceden “Şimdi ne olacak?” derdik, gündemi merakla takip ederdik. Ama öyle bir zamana geldik ki her şey çoook hızlı gelişiyor, artık “ne olacak?” değil “ne olmuş?” diyoruz. Biz soruyu soruncaya kadar olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki, insanlar bize cevap verecek yerde “oooo sen daha orda mısın?” diyorlar. “Albay Dursun Çiçek tutuklandı.” Haberi daha okuyup bitirmeden aaa “Albay Dursun Çiçek tahliye oldu.” İlkinde 13 saat, ikincisinde 43 saat tutuklu kaldı. Yani, yolu, işlemleri falan düş, cezaevinin bir kapısından girip diğer kapısından çıkmış. Çok bile diyenler çıkabilir? Bilemem

